YAZAR-NAZMİYE KÜÇÜK

AFETE DİRENÇLİ TOPLUM

İnsanlar, insanlık tarihinin başlangıcından beri doğal afetlerle mücadele etmektedir. İnsanlık, tıpkı bir paralel evrenin ortasındaymışçasına, bir yandan uzaya gönderdikleri teknoloji ile tüm dünyada hüküm sürerken, diğer yandan kendilerini, yaşanan ani bir doğal afetle uygarlığının yüzyıllarca önceki haline dönmüş şekilde bulabilirler (Toker, 2016). Fakat afetler her zaman, her yerde eşit miktarda yıkıcı etkiye sahip değildir.
İnsanların afetlerden edindikleri bilgi ve tecrübe, afetin şiddetini belirler. Kişilerin afete yönelik eğitim seviyesi ve bilgi kapasitesi arttıkça, afet sırası ve sonrasındaki durumlar da bilgiyle birlikte değişir. Tam da bu noktada ‘dirençlilik’ kavramının ele alınması gerekir. Toplumların afetlere karşı direncinin artırılması, olası bir afetin etkilerinin azaltılması yönünde atılabilecek en önemli adımlardan biridir. Bir toplumun afete dirençli olması durumu özetle; dirençli olma toplumun sosyolojik, psikolojik ve fiziksel kapasitesi kapsamında, olası afetlerde ve acil durumlarda, zararı en aza indirme, içinde bulunulan durumun üstesinden gelme, ve tekrar denge durumuna ulaşabilme yeteneğidir (Varol & Buluş Kırıkkaya, 2017). Dirençlilik, birey etrafında ise üç katmanda şekillenir; çekirdek direnç (kişinin psikolojik, fiziksel özellikleri, cinsiyetine dayanan fizyolojik temeli), içsel direnç (bireyin ailevi özellikleri, arkadaş çevresi, eğitim durumu ve sosyal çevresi) ve dışsal direnç (bireyin bulunduğu ortamın coğrafi özellikleri, sosyo-ekonomik durumu, kurumlar ve altyapı durumları, ulaşım vs.) (Liu vd., 2017 akt; Varol & Buluş Kırıkkaya, 2017).
“Türkiye, tarihinin en yıkıcı doğal afetlerinden olan Marmara Depremini yaşadığında, afete karşı dirençli bir toplum olmadığı gerçeğiyle ilk kez karşı karşıya gelmiştir.” 17 Ağustos 1999’da, saat 03.05’de meydana gelen 7.4 şiddetindeki bu deprem resmi kayıtlara göre 17.000 bin kişinin ölümüne, 200.000 kişinin de evsiz kalmasına sebep olmuştur (Genç, 2006:167 akt; Toker, 2016). Yaşanan tüm bu kayıtlarla Türkiye tarihine, yaşanan en büyük afetlerden biri olarak geçen Marmara Depremi sırası ve sonrasında yaşananlar, afete karşı dirençli toplumlar ihtiyacını ilk defa ciddi bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Yaşanan olumsuzluklar sonucunda, ülkenin afet yönetim sistemi ile ilgili soru işaretleri oluşmuş; ilgili pek çok yeni yasa ve yönetmelikler geliştirilmiştir. Afet anı ve sonrası için gereklilikler yerine, öncesinde risk azaltma kapsamında yapılabilecek tüm çalışmalar önem kazanmaya başlamıştır. Afete dirençli toplumlar oluşturma hedefiyle pek çok çalışma yapılmıştır. Bunlar; Afete Duyarlı Yerleşim Türkiye Kolaylık Haritaları Projesi (TADYUS), JICA ve AFAD işbirliği ile Etkin Afet Risk Yönetimi Projesi için Kapasite Geliştirme Projesi, Türkiye Afet Bilgi Bankası Projesi, Bütünleşik Afet Risk Haritaları Oluşturma Projesi, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), Ulusal Kritik Altyapı, Varlıklar ve Tesis Belirlenmesi Projelerinin, Deprem Gözlem Şebekeleri Projesi, Depremde Erken Hasar Tahmin Projesi…